Asla Eskimeyecek Bir Başyapıt: Kuzuların Sessizliği (Volkan Çıray)

Korku-gerilim filmleri, Oscar Ödülleri tarihinde fazla başarısı bulunmayan türde filmlerdir.
Bu türde The Exorcist gibi bazı kült filmler birkaç ödül alsa da, genel olarak adaylıktan
başka başarısı yoktur korku-gerilim filmlerinin. Ayrıca bu türde hiçbir film en iyi film Oscar’ını
kazanamamıştır. Ta ki 1991 yılında The Silence of the Lambs / Kuzuların Sessizliği çıkıp ortalığı
kasıp kavurana kadar...

 Thomas Harris’in harika gerilim kitabı Kuzuların Sessizliği’nden uyarlanan film, ilk
çıktığı zamanlar inanılmaz bir ilgi gördü ve herkes tarafından çok beğenildi. Bu yüzdendir ki
1992 yılındaki Oscar Ödül Töreni’nde toplam 7 dalda aday gösterildi ve bunların 5’inde ödülü
evine götürdü. Burada filmin ilginç olan 2 özelliği var. Birincisi, yukarıda bahsettiğim gibi film,
Oscar tarihinde en iyi film dalında ödül alan ilk ve tek korku-gerilim filmi olma özelliğini taşıyor
(her ne kadar korkudan çok gerilim türünde olsa da) ve bu türde şeytanın bacağını kırıyor.
İkincisi ise çok daha ilginç bir özellik. Filmin ödül aldığı 5 dal (En iyi film, en iyi yönetmen,
en iyi erkek oyuncu, en iyi kadın oyuncu, en iyi uyarlama senaryo) Oscar’da Big Five olarak
adlandırıyor. Big Five, Oscar’da en önemli 5 dala verilen genel bir isim ve The Silence of the
Lambs bu 5 dalın her birinde ödülü alan tarihteki 3 filmden biri olmayı başarıyor (Diğer iki film
1934 yapımı It Happened One Night / Bir Gecede Oldu ve benim favori filmlerimden olan 1975
yapımı bir başka başyapıt One Flew Over the Cuckoo’s Nest / Guguk Kuşu).

 Film hakkında bu kadar bilgi verdikten sonra filmin içeriğine geçelim. Film, FBI’daki
eğitimine devam eden genç ajan Clarice Starling’in, şefi Jack Crawford tarafından genç kızları
öldürüp onların derilerinden kendine giysi yapan “Buffalo Bill” lakaplı bir seri katili yakalamak
için oldukça korunaklı bir hapishanede yatan ve eski bir psikiyatr olan yamyam Hannibal Lecter
ile görüşmeye gönderilmesi ve Starling’in, Lecter’ın Buffalo Bill’in suçlu profilini çıkartması
için ondan yardım almasını ve sonrasında gelişen olayları konu alıyor. Oldukça harika bir konuya
sahip olan film, konuyu işleyiş biçimi açısından da sınıfı geçiyor. Ayrıca Lecter ile Starling
arasındaki hafif gerilimli başlayan ilişkinin gittiği nokta ve filmin bu ilişkiyi bu denli harika
işlemesi de filmden alınacak olan zevki iki katına çıkarıyor.
Jonathan Demme’in yönetmenliğini yaptığı filmin başrollerinde Clarice Starling rolüyle
Jodie Foster ve Hannibal Lecter rolüyle Anthony Hopkins yer alıyor. İki oyuncu da belki
de kariyerlerinin en iyi performanslarını bu filmde ortaya koyuyorlar. İkisinin de bu filmdeki
performansları ile bütün önemli sinema ödüllerini, özellikle en iyi erkek ve kadın oyuncu Os
carlarını, evlerine götürmeleri bunu destekleyen bir kanıt. Ayrıca Anthony Hopkins’in filmde
sadece 16 dakika görünmesine rağmen birçok ödül kazanması onun ne kadar büyük bir oyuncu
olduğunu ve performansının ne kadar harika olduğunu gösteriyor. Kesinlikle sinema tarihinin en
iyi ve en etkileyici oyunculuklarından birini sergiliyor Hopkins ve Hannibal Lecter karakterinin
günümüzde bile bu kadar efsane bir karakter olmasını sağlayan kişi oluyor. Ayrıca yan rollerde
Buffalo Bill rolünde Ted Levine ve Jack Crawford rolünde Scott Glenn de sağlam performanslar
ortaya koyuyorlar.

 Kendisinden sonra çekilen 3 devam filmi (Hannibal (2001), Red Dragon / Kızıl Ejder
(2002), Hannibal Rising / Hannibal Doğuyor (2007) ), her ne kadar Red Dragon ve Hannibal
Rising kronolojik olarak geçmişi anlatan filmler olsa da, hiçbiri bu filmin kalitesine ve başarısına
yaklaşamıyor. Bu filmin kalitesine yaklaşabilen, hatta onun kadar kaliteli olmayı başarabilen
tek Hannibal yapımı 2013 yılında yayınlanmaya başlayan ve 2015 yılında talihsiz bir şekilde
çekimine son verilen Hannibal dizisi. Efsane karakter Hannibal Lecter’ı dizide Mads Mikkelsen
oynuyor ve Hopkins ile başa baş yarışabilecek kailtede bir performans ortaya koyuyor.Yayından
kaldırılmasına rağmen 3 sezon süren bu muhteşem diziyi izlemeyi de yeri gelmişken herkese
tavsiye ediyorum.

 Sonuç olarak The Silence of the Lambs, çoğu ,kötü oyunculuklarla dolu birbirinin
kopyası,bol efektli klişe filmler günümüz sinemasını işgal etmeden sinemanın sinema olduğu
ve filmlerin bir derinliğinin olduğu yıllarda ortaya çıkan, bütün sinemaseverleri zevkten zevke
sürükleyecek, sinemayla ilgisi olmayanların bile en az bir kez izlemesi gerektiğini düşündüğüm
muhteşem bir film. IMDb en iyi 250 film listesinde 23. sırada yer alan film, bu sırasını da sonuna
kadar hak ediyor. Ölmeden önce izlenmesi gereken filmlerden biri olduğunu düşündüğüm bu
harika filmi bir an önce izlemelisiniz.

Yorumlar

Bu Haftanın Çok Okunanları

Féodalité(Kürşad Görgen)

Bir Şairin Savaşı (İzel Kaya)

Ne diyor Fazıl Hüsnü? (Fatma Nur Yıldız)