Gece Yarısı Güneşi (Şevval Çakıcı)
I. Gün
Güneş ışığını aya devretmekle, gölgeler insanları terk etmekle ve şehir sessizliğin sesine
gömülmekle meşguldü.Şuğra isimli genç gazeteci, şehrin bütün sokaklarını bir ilham kaynağı
arayarak dolanmış ve günün son durağı olarak ‘’Gece Yarısı Güneşi’’ isimli dükkanı seçmişti.
Dükkanda duvarı baştan sona kaplayan bir kitaplık, bir kahve makinesi, insanın anlamak için
bir kaç defa bakmasını gerektiren büyük tablolar, üzeri minderlerle örtülmüş büyük kanepeler,
masalar, destelerce kağıt, saksılar ve taş plaklar vardı.Aradığı şey burada mıydı, bilmiyordu.
Nerden başlayacağını da bilmiyordu.Tek bildiği, bir fikir kırıntısına ihtiyacı olduğuydu.Gerçi
onun da nerde satıldığını bilmiyordu.
‘’Affınıza sığınarak bir şey sormak istiyorum.Burada tam olarak ne satıyorsunuz?’’
Genç kız sorusunu masumane bir gülücükle taçlandırdı.Ve o anda gökyüzünden kayan yıldızdan
habersizce fikir satıyoruz demesini diledi.Yaşlı adam beklediği ya da duymak istediği soruyla
karşı karşıya kalmış gibiydi.Yüzü gözle görülür bir memnuniyetle yumuşadı.’’Zifiri karanlık bir
gecede yalnız kalmış, aydınlığı talep eden ve doğru ışık kaynağını arayan müşterilerimize, güneş
satıyoruz.’’ Genç kız beklediği cevabı, en edebi şekilde almıştı.Cümleyi zihninde birçok kez
tekrarladı ve bu sırada yaşlı adamın hırıltılı kahkahası iliklerinde yankılandı.Kızcağızın şaşkın
haline daha fazla tepkisiz kalamamıştı.’’Okuması gerekenler için kitap, düşünmesi gerekenler
için kahve, yazması gerekenler için kağıt ve kalem satıyoruz.’’Düşünmedi.Düşünmeyi bir kaç
saniyeliğini bırakabilirdi.Canlı olan her hücresinden derin bir nefes girdi vücuduna ve gülümsedi.’’
O zaman doğru yerdeyim.’’
Yelkovanla ölçülemeyen uzun dakikaların sonunda genç kız, iki kişilik kanepede
kendine yer edinmişti.Bir elinde kağıt ve kalem diğer elinde bir fincan kahve vardı.Anlaşılan
hem düşünecek hem de yazacaktı.Gözlerini girişin yanındaki sulanmayı bekleyen çiçeklerden
ayırıp kitaplığın önündeki merdivene tırmanan adama çevirdi.Çokça yaş almıştı ama yaşlı değildi.’’
Ben bir gazeteciyim.’’Odadaki bütün nefesi içine çekti.’’Ve yarın çalıştığım gazetede,
büyük bir topluluğa konuşma yapmam gerek.’’Kahvesinden büyük bir yudum aldı.’’Aslında
konuşmam genel hatlarıyla hazır ama hala içime sinmeyen bir şeyler var.Sanırım istediğim şey
sıradan olmamak. Yani farklı olmaya çalışırken de herkesin yaptığını yapmak istemiyorum.İstediğim
şey çarpıcı olmak.’’Anlatmak zorunda değildi.Niye anlattığını o da bilmiyordu.Yaşlı
adamın anlayıp anlamayacağından emin değildi ama yine de bilmediği sorularının bilmediği
cevapları ondaymış gibi konuştu. ‘’Konum o kadar da zor bir konu değil aslında. Birçok noktaya değinilebilecek bir konu.Sanırım benim istediğim de bu.Kimsenin göremediği bir gözden
görmek ve kendi kulaklarımla işitmediklerimi kendi sesimden duymak istiyorum.’’Yüzünü elleriyle
ovdu.’’Bir ülkenin gelişmişliğini, medeni ve insan yaşam standartlarının yüksek bir ülke
olduğunu ne kadar farklı anlatabilirim ki?’’Kimse ondan başka dünyalardan bakmasını istememişti.
Ve Şuğra ondan istenilmemiş bir şeyi yaparak, tanımadığı yaşlı bir adamın bakış açısını
anlamak adına ona bunları anlatıyordu.Aslında kendi duymak istiyordu ve yaşlı adam yerinde
bir bahaneydi.
‘’Tabi ki okullardan, teknolojiden, kütüphanelerden, kitap okuma oranlarından, insan
haklarından, yakın örnekler; Avrupa Birliği ülkelerinin ortak noktalarından ve insana verilen
değerden bahsedeceğim.’’Ayağa kalktı ve çiçeklere doğru yürüdü.’’Ama aradığım o farklı tat ne
bilmiyorum.’’Saksıların yanına çömeldi ve eliyle kurumuş yaprakları kopartmaya başladı.’’Niye
böyle bir şeyin arayışına girdim onu da bilmiyorum.’’Derin bir iç çekti.Ve umarım beni deli
zannetmez dedi içinden.Hararetli konuşması görünürde son bulmuştu.Ama aklı, yaşlı adamın
yanına geldiğini fark edemeyecek kadar sarmaşıklıydı.
Yaşlı adam çiçekleri işaret etti.’’Koparmak yerine sulanabilirlerdi.’’Genç kız sorunun
altında yatan öteki soruyu fark edemeden cevapladı.’’Ama kurumuşlardı.’’Yaşlı adam konuştu.’’
Henüz ölmemişlerdi. Yani hala umut vardı.’’Genç kız başını yaşlı adama çevirdi.Bir şey
söylemek istiyordu.Ama ne? Yaşlı adam ipuçlarını çoğaltmak adına tekrar konuştu.’’Eğer bir
saksıdaki tüm çiçeklere eşit hakları tanırsan...’’Bir yandan çiçekleri sulamaya başlamıştı.’’...
günün birinde kuruduğu için artık çiçek olmadığı düşünülen ölü dal bile sana meyve verir.’’Genç
kız bütün iyi duyguların harmanlandığı bir yeşillikle el çırptı.’’Güneş herkes için doğduğunda
güneştir.Gece yarısında kalanlar dahil.’’Aradığı fikri bulmuştu ve o bunu bilmese de dileği kabul
olmuştu. ‘’Hapishanelerde kalanlar dahil.’’Genç kızın ihtiyacı olan ilham küçük bir cümlede
gizliydi.Ve bu cümle onu sabaha kadar süren hararetli bir çalışmaya itti.
II. Gün
''Şimdi de bir hapishane hayal etmek istiyorum.Hayali bir hapishaneye hayali bir
yolculuk yapmak ve bu yolculuğumda sizleri de yanımda götürmek istiyorum.Eğer hazırsanız
tek ricam zihninizi kelimelerime açmanız.’’Salon ağzına kadar gazeteci, genç kız iliklerine kadar
heyecan doluydu.
‘’Hayalimdeki hapishanenin elektrikli tel örgüleri, gözleme kuleleri ya da arşa değen
duvarları yok.Ucu bucağı olmayan bir yeşilliğin ortasına inşa edilmiş ve tamamı camlarla kaplı
bir bina. Etrafta gardiyan yok.Onların yerini almış öğretmenler var.Hemen kapının ilerisinde
bahçıvanlık eğitimi alan misafirleri görebilirisiniz.Ya da onların biraz ilerisinde ellerinde tuval
olan misafirleri... Binanın alt katından gelen canlı müzik dinlenmeye değer ama henüz sahne
almaya hazır değiller.Birbirlerine kitap okuyanlar ve henüz derste olanları aynanda görebilece87
ğiniz tek yer yemek saatleri.Fakat akşam yemeğine bir hayli zaman var.’’
Genç kız gözlerini ve hislerini onu dinleyen meslektaşları arasında dolandırdı.Doğru
cümleleri aramıyordu.Kelimeler onu buluyordu.’’Hayalimizde dahi devamını getiremediğimiz
bu düşün gerçek olduğunu varsayalım.Suçluları bir araya getirip onları başka suçlarla tanıştırmak
yerine, ellerinde diplomalarla uğurlayan hapishaneler... Katil olarak girenlerin, bahçıvan
olarak çıktığı hapishaneler... Yiyecek ekmeğini dahi çalmak zorunda olan hırsızları, insana
yaraşır standartlarda karşılayan hapishaneler...’’ Sustu.Sustu ve söylediklerinin hazmedilmesini
bekledi.
‘’21. yüzyıldayız.Geçmiş yüzyılda kalmış bir ıslah yöntemini geliştirmek, üstüne bir
şeyler koymak ve yeni bir yöntem bulmak tam da 21. yüzyılın insanına yaraşır bir davranış.
Öyle değil mi?’’ Sessizlik.Derin nefes alışlar ve konunun nereye varacağını anlayanların sessiz
destekleri.
‘’Padora kutuyu açtı ve kötülük dünyaya yayıldı. Neden? Çünkü bir araya toplanmış
her kötülük günün birinde yolunu bulur.Yapmamız gereken kötülüğü yok etmek ya da hapsetmek
değil. Yapmamız gereken onu iyilikle tanıştırmak.İyiliğin ne olduğunu bilmeyen birinden,
onu yıllarca dört rutubetli duvarın arasında aramasını bekleyemezsiniz.Yapmanız gereken ona
iyiliği göstermek ve ona iyiliği sunmak.Onu hayata hazırlamak ve onu topluma kazandırmak.’’
Hararetli konuşmasını henüz noktalamamış ve konuşma boyunca salonu terk eden olmamıştı.
‘’İnsan yaşam kalitesi ve standartları yüksek olan her ülke bunun farkında. Önümüzde bir çok
örnek var. Örneğin Avrupa Birliği. Avusturya hapishanelerinin birçoğu 5 yıldızlı.’’ Salon sessizdi.
Salondaki düşünceler dahi susarak dinlemişti. ‘’Eğer bir saksıdaki tüm çiçeklere eşit
hakları tanırsanız günün birinde kuruduğu için artık çiçek olmadığı düşünülen ölü dal bile günün
birinde meyve verir.’’ Genç kızın soluduğu nefeste minnet vardı.
‘’Bir ülkedeki bütün vatandaşlar, insan haklarının getirdiği standartlarda bir yaşama
sahipse ve toplum hiçbir vatandaşı kaybetmeyi göze almıyorsa, o ülkede güneş gece yarılarında
dahi batmaz.’’ Yaptığı konuşma dünyaya iyilik ve barış getirecek büyük bir konuşma değildi
belki ama salondakileri etkilemişti. Alkışlar eşliğinde, genç kızın soluduğu nefeste minnet vardı.
Güneş ışığını aya devretmekle, gölgeler insanları terk etmekle ve şehir sessizliğin sesine
gömülmekle meşguldü.Şuğra isimli genç gazeteci, şehrin bütün sokaklarını bir ilham kaynağı
arayarak dolanmış ve günün son durağı olarak ‘’Gece Yarısı Güneşi’’ isimli dükkanı seçmişti.
Dükkanda duvarı baştan sona kaplayan bir kitaplık, bir kahve makinesi, insanın anlamak için
bir kaç defa bakmasını gerektiren büyük tablolar, üzeri minderlerle örtülmüş büyük kanepeler,
masalar, destelerce kağıt, saksılar ve taş plaklar vardı.Aradığı şey burada mıydı, bilmiyordu.
Nerden başlayacağını da bilmiyordu.Tek bildiği, bir fikir kırıntısına ihtiyacı olduğuydu.Gerçi
onun da nerde satıldığını bilmiyordu.
‘’Affınıza sığınarak bir şey sormak istiyorum.Burada tam olarak ne satıyorsunuz?’’
Genç kız sorusunu masumane bir gülücükle taçlandırdı.Ve o anda gökyüzünden kayan yıldızdan
habersizce fikir satıyoruz demesini diledi.Yaşlı adam beklediği ya da duymak istediği soruyla
karşı karşıya kalmış gibiydi.Yüzü gözle görülür bir memnuniyetle yumuşadı.’’Zifiri karanlık bir
gecede yalnız kalmış, aydınlığı talep eden ve doğru ışık kaynağını arayan müşterilerimize, güneş
satıyoruz.’’ Genç kız beklediği cevabı, en edebi şekilde almıştı.Cümleyi zihninde birçok kez
tekrarladı ve bu sırada yaşlı adamın hırıltılı kahkahası iliklerinde yankılandı.Kızcağızın şaşkın
haline daha fazla tepkisiz kalamamıştı.’’Okuması gerekenler için kitap, düşünmesi gerekenler
için kahve, yazması gerekenler için kağıt ve kalem satıyoruz.’’Düşünmedi.Düşünmeyi bir kaç
saniyeliğini bırakabilirdi.Canlı olan her hücresinden derin bir nefes girdi vücuduna ve gülümsedi.’’
O zaman doğru yerdeyim.’’
Yelkovanla ölçülemeyen uzun dakikaların sonunda genç kız, iki kişilik kanepede
kendine yer edinmişti.Bir elinde kağıt ve kalem diğer elinde bir fincan kahve vardı.Anlaşılan
hem düşünecek hem de yazacaktı.Gözlerini girişin yanındaki sulanmayı bekleyen çiçeklerden
ayırıp kitaplığın önündeki merdivene tırmanan adama çevirdi.Çokça yaş almıştı ama yaşlı değildi.’’
Ben bir gazeteciyim.’’Odadaki bütün nefesi içine çekti.’’Ve yarın çalıştığım gazetede,
büyük bir topluluğa konuşma yapmam gerek.’’Kahvesinden büyük bir yudum aldı.’’Aslında
konuşmam genel hatlarıyla hazır ama hala içime sinmeyen bir şeyler var.Sanırım istediğim şey
sıradan olmamak. Yani farklı olmaya çalışırken de herkesin yaptığını yapmak istemiyorum.İstediğim
şey çarpıcı olmak.’’Anlatmak zorunda değildi.Niye anlattığını o da bilmiyordu.Yaşlı
adamın anlayıp anlamayacağından emin değildi ama yine de bilmediği sorularının bilmediği
cevapları ondaymış gibi konuştu. ‘’Konum o kadar da zor bir konu değil aslında. Birçok noktaya değinilebilecek bir konu.Sanırım benim istediğim de bu.Kimsenin göremediği bir gözden
görmek ve kendi kulaklarımla işitmediklerimi kendi sesimden duymak istiyorum.’’Yüzünü elleriyle
ovdu.’’Bir ülkenin gelişmişliğini, medeni ve insan yaşam standartlarının yüksek bir ülke
olduğunu ne kadar farklı anlatabilirim ki?’’Kimse ondan başka dünyalardan bakmasını istememişti.
Ve Şuğra ondan istenilmemiş bir şeyi yaparak, tanımadığı yaşlı bir adamın bakış açısını
anlamak adına ona bunları anlatıyordu.Aslında kendi duymak istiyordu ve yaşlı adam yerinde
bir bahaneydi.
‘’Tabi ki okullardan, teknolojiden, kütüphanelerden, kitap okuma oranlarından, insan
haklarından, yakın örnekler; Avrupa Birliği ülkelerinin ortak noktalarından ve insana verilen
değerden bahsedeceğim.’’Ayağa kalktı ve çiçeklere doğru yürüdü.’’Ama aradığım o farklı tat ne
bilmiyorum.’’Saksıların yanına çömeldi ve eliyle kurumuş yaprakları kopartmaya başladı.’’Niye
böyle bir şeyin arayışına girdim onu da bilmiyorum.’’Derin bir iç çekti.Ve umarım beni deli
zannetmez dedi içinden.Hararetli konuşması görünürde son bulmuştu.Ama aklı, yaşlı adamın
yanına geldiğini fark edemeyecek kadar sarmaşıklıydı.
Yaşlı adam çiçekleri işaret etti.’’Koparmak yerine sulanabilirlerdi.’’Genç kız sorunun
altında yatan öteki soruyu fark edemeden cevapladı.’’Ama kurumuşlardı.’’Yaşlı adam konuştu.’’
Henüz ölmemişlerdi. Yani hala umut vardı.’’Genç kız başını yaşlı adama çevirdi.Bir şey
söylemek istiyordu.Ama ne? Yaşlı adam ipuçlarını çoğaltmak adına tekrar konuştu.’’Eğer bir
saksıdaki tüm çiçeklere eşit hakları tanırsan...’’Bir yandan çiçekleri sulamaya başlamıştı.’’...
günün birinde kuruduğu için artık çiçek olmadığı düşünülen ölü dal bile sana meyve verir.’’Genç
kız bütün iyi duyguların harmanlandığı bir yeşillikle el çırptı.’’Güneş herkes için doğduğunda
güneştir.Gece yarısında kalanlar dahil.’’Aradığı fikri bulmuştu ve o bunu bilmese de dileği kabul
olmuştu. ‘’Hapishanelerde kalanlar dahil.’’Genç kızın ihtiyacı olan ilham küçük bir cümlede
gizliydi.Ve bu cümle onu sabaha kadar süren hararetli bir çalışmaya itti.
II. Gün
''Şimdi de bir hapishane hayal etmek istiyorum.Hayali bir hapishaneye hayali bir
yolculuk yapmak ve bu yolculuğumda sizleri de yanımda götürmek istiyorum.Eğer hazırsanız
tek ricam zihninizi kelimelerime açmanız.’’Salon ağzına kadar gazeteci, genç kız iliklerine kadar
heyecan doluydu.
‘’Hayalimdeki hapishanenin elektrikli tel örgüleri, gözleme kuleleri ya da arşa değen
duvarları yok.Ucu bucağı olmayan bir yeşilliğin ortasına inşa edilmiş ve tamamı camlarla kaplı
bir bina. Etrafta gardiyan yok.Onların yerini almış öğretmenler var.Hemen kapının ilerisinde
bahçıvanlık eğitimi alan misafirleri görebilirisiniz.Ya da onların biraz ilerisinde ellerinde tuval
olan misafirleri... Binanın alt katından gelen canlı müzik dinlenmeye değer ama henüz sahne
almaya hazır değiller.Birbirlerine kitap okuyanlar ve henüz derste olanları aynanda görebilece87
ğiniz tek yer yemek saatleri.Fakat akşam yemeğine bir hayli zaman var.’’
Genç kız gözlerini ve hislerini onu dinleyen meslektaşları arasında dolandırdı.Doğru
cümleleri aramıyordu.Kelimeler onu buluyordu.’’Hayalimizde dahi devamını getiremediğimiz
bu düşün gerçek olduğunu varsayalım.Suçluları bir araya getirip onları başka suçlarla tanıştırmak
yerine, ellerinde diplomalarla uğurlayan hapishaneler... Katil olarak girenlerin, bahçıvan
olarak çıktığı hapishaneler... Yiyecek ekmeğini dahi çalmak zorunda olan hırsızları, insana
yaraşır standartlarda karşılayan hapishaneler...’’ Sustu.Sustu ve söylediklerinin hazmedilmesini
bekledi.
‘’21. yüzyıldayız.Geçmiş yüzyılda kalmış bir ıslah yöntemini geliştirmek, üstüne bir
şeyler koymak ve yeni bir yöntem bulmak tam da 21. yüzyılın insanına yaraşır bir davranış.
Öyle değil mi?’’ Sessizlik.Derin nefes alışlar ve konunun nereye varacağını anlayanların sessiz
destekleri.
‘’Padora kutuyu açtı ve kötülük dünyaya yayıldı. Neden? Çünkü bir araya toplanmış
her kötülük günün birinde yolunu bulur.Yapmamız gereken kötülüğü yok etmek ya da hapsetmek
değil. Yapmamız gereken onu iyilikle tanıştırmak.İyiliğin ne olduğunu bilmeyen birinden,
onu yıllarca dört rutubetli duvarın arasında aramasını bekleyemezsiniz.Yapmanız gereken ona
iyiliği göstermek ve ona iyiliği sunmak.Onu hayata hazırlamak ve onu topluma kazandırmak.’’
Hararetli konuşmasını henüz noktalamamış ve konuşma boyunca salonu terk eden olmamıştı.
‘’İnsan yaşam kalitesi ve standartları yüksek olan her ülke bunun farkında. Önümüzde bir çok
örnek var. Örneğin Avrupa Birliği. Avusturya hapishanelerinin birçoğu 5 yıldızlı.’’ Salon sessizdi.
Salondaki düşünceler dahi susarak dinlemişti. ‘’Eğer bir saksıdaki tüm çiçeklere eşit
hakları tanırsanız günün birinde kuruduğu için artık çiçek olmadığı düşünülen ölü dal bile günün
birinde meyve verir.’’ Genç kızın soluduğu nefeste minnet vardı.
‘’Bir ülkedeki bütün vatandaşlar, insan haklarının getirdiği standartlarda bir yaşama
sahipse ve toplum hiçbir vatandaşı kaybetmeyi göze almıyorsa, o ülkede güneş gece yarılarında
dahi batmaz.’’ Yaptığı konuşma dünyaya iyilik ve barış getirecek büyük bir konuşma değildi
belki ama salondakileri etkilemişti. Alkışlar eşliğinde, genç kızın soluduğu nefeste minnet vardı.
Yorumlar
Yorum Gönder
Teşekkürler
#SSBL