İnce Kabuklu Veda Yanılsamaları (Hatice Ceren Tırış)

 17 yıldır dostu olan kaldırımlar bile eve dönüş yolunun Haziran sıcağıyla el sıkışmasından mustaripken, içinde bir yerlerde –neresi olduğunu tanımlayamıyordu- çok soğuk şeyler dönüyordu. Yağmura dokunmak için camdan sarkmak gibiydi bu. Sonra annenin hafif telaşa kapılmış kızgın sesi, erken bir kabullenişin ardından gelen kolay bir vazgeçiş, oturup çizgi filmini seyretmeye devam etmen.

Başı yerde, çizgilere basmamak için verdiği büyük mücadelenin tek galibi kendisi, yanında eski bir dost ve Haziran sıcağıyla el sıkışmış kaldırımlar. 
“Leyla” dedi.

Çenesi hizasında kestiği saçları, biraz umutsuzluğa sürüklenen bıkmış gözleri ve nereye koyacağını bir türlü kestiremediği elleriyle beraber “efendim?” dedi genç kız. Çok konuşmadığı gibi az gülerdi.
“Sence ne olacak? Yani zaman içinde diyorum. Yollarımız ayrılır mı dersin?”
Ayrılmaz de.
“Bilmem. Zaman bu.”
Zaman. Parmaklarını ne kadar sıkı sıkarsa sıksın hiç tutamadığı, sesini ne kadar yükseltirse yükseltsin bir kere bile durduramadığı, yakasını ne kadar güçlü kavrarsa kavrasın bir türlü geri çekemediği zaman birde yollarını ayırırsa…
“Leyla” dedi tekrar.
“Hm?”
“Sana büyük bir sır söyleyecektim.” Sıkıntılı bir nefes verdi. “Sonra aklıma bunu zaten bildiğin geldi.”
İçinde dönen soğuk şeyler şimdi, elektrikler gittiğinde bir yerlere dokunarak mum aramak gibi olmuştu. Kaybolmak için gösterdiğin inanılmaz çabadan sonra kendini bulamamaktan yakınmak.
“Öyle demek.” Dedi Leyla. Yüzük parmağındaki mora çalan ojeyi soymaya çalışırken ince sesiyle tekrar konuştu. “Ama Ali, bildiğimi nasıl bileceğim?”

 “Tam bir klişe. 21. Yüzyıla yaraşır bir eylem. Geçenin sadece..” durakladı. Haziran güneşi yanık tenli omuzlarında parlıyordu. “Zaman olması.”
Biraz sessizlik, bir türlü soyulamayan ojeler, sonra sessizliğe karışmış birkaç yenilgi.
“Seni üzüyorum, değil mi?”

Çok mu Teoman dinlediğinden1 yoksa ıslak saçlarıyla bilmem kaç milyar yıl önce ölmüş olan yıldızların gecikmiş cenazelerine bakmak için balkonda saatlerce oturduğundan mı bilinmez, üşüyordu. İçinde yağan karların ses tellerine hiç konmamış olduğunu ümit ederek konuştu.
“Ben senin beni üzeceğini en başından biliyordum zaten.” Güldü. “Duvara çarpacağını bile bile koşmaktan farksız belki ama biliyordum Leyla.”

“Biliyorsan neden..” Genç kızın biraz kısılmış ve gergin çıkan sesini aceleyle böldü.
“Çünkü hissetmek istedim. Zaten tüm olay bu değil mi? Gece geri döneceğini bildiğin halde yatağını toplamak, doğduğun anda tescillenen ölüm gerçeğine karşı sonsuz bir direnç gösterip yaşamaya çalışmak.”

Son cümlede onsuz yaşamaktan korktuğunu fark etti. Kaderin kılıfına giydirilmiş, haksızlık dolu bir bencillikti bu.  Yıllardır ördüğü çelik duvarları tek bir dokunuşla yıkmıştı, buna ne hakkı vardı? “Hangi sevgi ölümü akla getirmeyecek kadar kısadır2?”
Haziran’a yaraşır kuş cıvıltıları. Dokunmak. Naif bir gülücük. Ve şimdi dönüp gidiyor. Arkasına bir kez bile bakmadan. Elleri saçlarından geçiyor. Yaz mevsimlerini hiç sevmez çünkü kalın paltolarının cepleri çok uzaktadır. Saksılarını mora boyadığı pencere önü çiçekleri hep kurur. Ve arılar…
Birazdan köşeyi dönecek. Oysa sırtı ne güzel. Kendi için istediği en ağır yük kendisi çıkmış, kalbinde inkâr yasaları var. Çok konuşmadığı gibi az güler ama kafasında günde 3 kitap yazmaya yetecek kadar kelime dolaşıyor. Üstüne gelen arılardan korkar ama arıların sadece çiçeklere konduğu hakkında çok bir fikri yok.
“Sana da hoşça kal Leyla.”
Ve giderek azalan güneş geride pembe bir yaz gecesini bırakıyor. Serseri kaldırımlardan birine oturmuş. Yüzüne vuran ılık rüzgâr coğrafya derslerinde adı geçen meltem olmalı. Denizden karaya mı, karadan denize mi? Düşünürse çözebilir ama düşünmek istemiyor. Kendini bulma arayışıyla başladığı yolculuk kaybolmakla bitmiş.

“Ha birde Leyla, içimde dönen şu soğuk şeyler geldiğim ve kaldığım, güldüğüm ve öldüğüm3 tüm yerlerin adına verilebilecek büyük sızlamaymış meğerse”
Hafif uyuşan bacaklarını önemsemeyerek kalkıyor. Midesinde biriken karları koca tekerlekli arabalar çoktan ezip eritmiş. Eve dönüş yolunu tutan adımları yavaş. Geriye boynuna heyecanla doladığı yarım yamalak atkıya rağmen kartopu yapamayan bir çocuk kalıyor.

1bir yaz günü, bir yaz günü; hiç bu kadar üşüdün mü? Teoman- Rüzgar Gülü
2Hangi sevgi ölümü akla getirmeyecek kadar kısadır? Elias Canetti – Kıskançlık.
3İn cin uykuda, iki yoldaş uyanık/Biri benim, biri de serseri kaldırımlar. N. Fazıl Kısakürek - Kaldırımlar
 4Gelsene dedi bana/Kalsana dedi bana/Gülsene dedi bana/Ölsene dedi bana  Geldim/Kaldım/Güldüm/Öldüm. Cemal Süreya- Vera’ya 

Yorumlar

Bu Haftanın Çok Okunanları

Féodalité(Kürşad Görgen)

Bir Şairin Savaşı (İzel Kaya)

Ne diyor Fazıl Hüsnü? (Fatma Nur Yıldız)