Sokak Lambası Bekçisi (Fatma Nur Yıldız )
Sahilin orta yerinde
bir sokak lambası vardır. Bir mağarada unutulmuş ateş böceği gibi… Siyah
çarşafın en koyu yerinde aydınlık bir delik… Denizde gecedir, gökte gece, saat
dördü on yedi geçe. Şehir bir zindan kuytusu kadar sessiz, fareler uykuda…
Bilmem ne belediyesinin yıpranmış koyu kahve banklarından birindeyim. Önümde
siyaha teslim, kocaman bir mavi deniz... Kimseyi uyandırmak istemez gibi dev
kayalara usulca dokunup çekilen küçük parıltılar denizin üstünde… Gecenin
olmadık saati hafifçe, yanında uyuyan kadını öpen utangaç bir adam gibidir
dalgalar.
Yukarıda aynı siyahla karışık manzara, gökyüzü delik
deşik. Arif’e inanmayan herkes kurşun sıkmış sanki geceye. Anlatamam nasıl
harap, nasıl paramparça… Korkak ve bir o kadar zayıf bir ışık dolanıyor etrafı,
üzerinde arasına kalpler kondurulmuş harflerin aşkını taşıyan, eski bir direğin
tepesinden. Kimse anlamaz günlük hengâmede derdini zavallını. Karınca misali
insanlar, fark etmezler ağaçtan kopup düşen yaprağı. Ben her gece gelir dinlerim
derdini bu saatlere kalan tek sokak lambasının.
İnadına pes etmiyorsa direniyorsa gümüş mızraklar koca
altın kütlesine. Eğer bir insan inadına başkalarının acılarına yara bandı
oluyorsa, çok büyük bir derdi var demektir. Bir sokak lambası gecenin bu
saatinde, böyle yalnız bir bankın başında dikiliyorsa vardır bir sancısı.
‘Ya’ diyorum, ‘Öyle mi?’. ‘Bence de’ diyorum. Her gece
gelip onu dinliyorum. İçindeki yangın sönene kadar, son sokak lambası sönene
kadar… O bilmem ne belediyesinin bankını bekliyor, ben onu… ‘Hiç sorma’
diyorum, sormuyor zaten. ‘Üzülme be’ diyorum. ‘Geçer’. Ama hiç ‘Anlıyorum’
demiyorum. Niye diyeyim hem… Deli miyim ben? Sokak lambalarına ‘Anlıyorum’
denir mi?
Sonra bir korna sesi delip geçiyor aramızdaki münasebeti.
İnsanlar yine kazayla karışıp bozuyor büyüyü. Oysa biz kurbağa bacağı ve gümüş
tozu harika bir iksir olmuştuk. Karşıdan emin adımlarla geliyor büyücülerin
ustası, sıyırıyor mavi yorganını üzerinden. Büyüleyenlerin ustası geliyor.
Asasından yayılan ışıklar, çocuklar gibi bir oyana bir bu yana hopluyor
bulutlarda. Ve birden sönüyor bizim sokak lambası, içindeki kin soğuyor,
bitiyor, tükeniyor gücü. Ellerimi cebime sokup sessizce uzaklaşıyorum bu gün
doğumu tablosundan. ‘Yok, ressam bey’ diyorum, ‘Ben bozarım bu resmi. Uymam bu
renklere.’
Bir sokak lambası, içi kararmamışsa eğer, dünyasını
kâbuslar kucaklamamışsa gecenin bir yarısı, şehir yarı mezarlıkken yanmaz
böyle. Sokak lambaları öyle dertlidir.
Ve bir insan canı
yanmıyorsa sabahlara kadar bir sokak lambasının başını beklemez!
Yorumlar
Yorum Gönder
Teşekkürler
#SSBL