Vakti Zamanında (Özlem Çaylan)

Hayattaki en önemli şey; ne olursa olsun, ne yaşarsak yaşayalım, hangi karanlık yoldan geçersek geçelim; aydınlık bir yol bulmak kendimize. Bazen de bir defter misali, tertemiz sayfalar açmak önümüze. Düşünüyorum da, başardım bence tertemiz bir sayfa açmayı. Ama başkaları gelip yine kirletti, ne çok zorluklarla açtığım, ne çok değer verdiğim bu temiz sayfayı.
Evet, şimdi bugüne dönelim. Bugün benim en önemli günüm, bugün benim doğum günüm. Çevremdeki insanlar benden daha çok mutlu belki de, benim doğum günüm olduğu için. Herkes eğleniyor, herkes dans edip şarkı söylüyor, babam bana benim için aldığı hediyesini veriyor. Fakat benim içimde bir burukluk... Kimsenin anlayamadığı, kimsenin çözemediği bir burukluk var kalbimde. "Annem nasıl anlamaz" diyorum kendi kendime. Anneler her zaman hissetmezler mi çocuklarının nasıl hissettiklerini? Sonra gözlerinin içine bakıyorum ve farkediyorum ki; tıpkı benim gibi, o da unutamıyor yaşadığımız o kötü günü.
20 sene önce bugün ben doğmuşum ve annem dünyanın en mutlu kadını olmuş. Fakat 12 sene önce bugün ise dünyanın en üzgün kadını olmuş belki de. Evet, tam tamına 12 sene geçmiş o olayın ardından. Dile kolay 12 sene. Herkes unutmuş, bu kötü olayı bize yaşatan adam bile unutmuş, sadece annem ve ben hatırlıyorduk.
Bugünden tam 12 sene önce yine benim doğum günümü kutluyoruz. Yine herkes eğleniyor, yine herkes dans edip şarkı söylüyor. Tek bir farkla; babam bana hediyesini vermiyor çünkü babam yok yanımda, ayrıca annem de yok. Nerede olduklarını bilmiyorum. Yanımda olup olmamaları da pek umrumda değil gibi, bu kalabalıkta herkes şarkı söyleyip ben onlara eşlik ederken. Sonra ağabeyim telefonla konuşmaya başlıyor ama kimse bilmiyor kimle konuştuğunu. Bense o minik kalbimle hissediyorum kötü bir şeyler olduğunu. Neler olduğunu merak ediyorum ama bir yandan da korkuyorum doğrusu. Ya anneme kötü bir şey olmuşsa ya onsuz yaşamak zorunda kalırsam diye düşünmeden edemiyorum. Ben kendimi bildim bileli bunu düşünürüm zaten. İçimde hep bir kaybetme korkusu vardır. Ağabeyimin telefon konuşması bittikten sonra herkeste bir telaş seziyorum. Küçük olduğum için farketmeyeceğimi, anlayamayacağımı sanıyorlar belki de. Konuşmaya başlıyorlar ve ağabeyim, babamın annemi dövüp sonra evden gittiğini söylüyor bize. Annemin ayağa bile kalkamayacak durumda olduğunu anlatıyor. Aslında ilk başta ne duyduğumu idrak edemiyorum ama sonra anlıyorum ki bu olay babamdan nefret etmek için elimdeki ilk somut olay olacak ve ben ne zaman babamı sevmek istersem aklıma bu olay gelecek, ondan nefret etmeye devam edeceğim.
O gün babam doğum günümü mahvettiği için mi üzüleyim, annemin canının çok fazla yandığı için mi üzüleyim yoksa babama olan bu nefretim ne zaman geçer acaba, diye mi düşüneyim; bilememiştim. Annem yanıma geldiği zaman düşünmeyi bırakıp sarılmalıydım ona. Ama sarıldığımı hatırlamıyorum ve bu benim ilk pişmanlığım. Anneme sarılmamak... Aslında bu pişmanlıktan hiçbir zaman ders çıkaramadım ben. Hiçbir zaman anneme doyasıya sarılmadım. Oysa ki benim sevgimi hakeden ilk kişi annemdi.
Annemin gözlerinin içine bakmaya devam ediyorum. O acıyı görüyorum gözlerinin derinliklerinde. Aynı acıyı şu an yaşıyormuş gibi yüzünü buruşturuyor ve elimde olmadan onun gibi ben de buruşturuyorum suratımı. Hiçbir zaman ders çıkaramadığım o pişmanlığımdan tam da o anda ders çıkarmayı başarıyorum. Annemin yanına gidip yanaklarına iki kocaman öpücük konduruyorum. Hiç beni bırakmayacakmış gibi sıkı sıkı sarılıyorum ona.
***
Tertemiz sayfamı kirleten ilk kişi babamdı. Annem onu affetse dahi ben hiç affetmeyeceğim sanardım. Bu yüzden o günden sonra kimseye tam anlamıyla güvenemeyeceğimi düşünürdüm. Fakat şu an yanımda evleneceğim adam duruyor. Kendisini beni mutlu etmeye adamış insan... Biri olur ve üzer seni bilerek, fakat biri gelir elinde olmadan unutursun o seni üzen olayı ve istemsizce mutlu olursun. Unuttum diyemem, zira bu olay hayatıma hüzün kırıntıları kattı. Fakat artık babama nefretle bakmıyorum, onun elinden sevgiyle alıyorum bana verdiği hediyeyi ve paketi açıyorum, içinden bir saat çıkıyor. Belki de zamanı geriye saramayacağımızı söylemek istiyordur, belki de yaptığı şeylerden pişmandır ve bu bir nevi özür dileyiştir.

Yorumlar

Bu Haftanın Çok Okunanları

Féodalité(Kürşad Görgen)

Bir Şairin Savaşı (İzel Kaya)

Ne diyor Fazıl Hüsnü? (Fatma Nur Yıldız)