Hasan Ali Toptaş, kendi deyimiyle tam olarak ne yaptığını bilmeyen, bilinç olarak adlandıramayacağımız bir bilinçle ya da bilinçsizlik kılığına bürünmüş uzak bir bilinçle eserlerini kaleme alan bir yazar. “ Bir metinde her şey düşünülmüşse, her şey aklın menzilinde olup bitiyorsa o metin sağlıklı bir metin değildir. ” diyen Toptaş, romanlarını tasarlamadan yazdığını, ilk cümleyi bulduktan sonra devamının geldiğini, metnin geleceğini metnin içinde düşündüğünü söyler. Uykuların doğusu, kısaca dayısının hikâyesini yazmak için masanın başına geçen anlatıcı-yazarın, birçok metni bir araya getirerek oluşturduğu bir kitap. Anlatıcı-Yazar dayısının hikâyesini anlatmak için yola çıkmış olmasına rağmen, “ daha sonraki olaylara geçip kelimeden kelimeye seken aklını ” kontrol edemez ve bize dayısının hikâyesinin yanı sıra (hatta dayısının hikâyesini bir yana bırakarak) birçok hikâye anlatır. Yani roman, anlatı bakımından Dayı’nın hikâyesi olmamışsa da, anlatış biçimiyle beraber aktarılan h...
Yorumlar
Yorum Gönder
Teşekkürler
#SSBL